acı...kaybedilmiş her öykünün ve her yenik kahramanın duyduğu o tarifsiz çaresizlik...xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxacı...anılabilmek için yaşanırdı bir zamanlar.bir zamanlar,iyi anılıcağındanemin olunarak yaşanırdı.duruydu düşler bir zamanlar,düşler düşmez,kimseler ilişmezdi.sözler,gerçekten söylenirdi...
Zihnimi satılığa çıkarsam diyorum, ne kadar eder acaba. Bir tahmin yürütmeliyim, bir günlük hüzün eder mi mesela...
Kapatıyorum kapılarımı bir bir, ardından sıkı sıkıya kilitleyerek. Bir uyku, ne güzel olurdu şimdi, bir rüya; günler, haftalar sürecek sınırsız bir düş, “düşmeyen”… Sevinçsiz, hüzünsüz… Takibi...
Geceye dağıttım düşümü geceye, gece geldi kapıma, ay karardı... karanlık dehlizlerde kayboldu anılarım, bir avuç gözyaşı, bir damla kan şimdi elimde kalan. Kara yüzüm, kara ateşlere çalındı. Gecelere küstüm, gündüzler benden...
Selamsız,sabahsız,geçiyor zaman... İnatçı sevdaların yakıcı günahlarından arınmaya bile fırsat bulamadan,selamsız,sabahsız,geçiyor zaman... Yaşamaya cüret edemeden yitirilen güzellikler,ölü doğmuş sevdalar,katalizör olamaz deneyimizde. Her şey biliniyor sanılsa da,son söz,henüz söylenmedi...
duvar yazılarına benziyor öykümüz. Ama onu duvarlara yazamıyoruz. “işte !” diyemiyoruz,”işte bizim hikayemiz!” . belki o kadar cesur değiliz, belki yazmak istemiyor, bilinsin istemiyoruz. Zihinlere...
Bunalımlı bir çocukluk yaşamıştır Neitczhe. Annesi ve ablası arasında "erkek" olduğunun farkına varmakta epey zorlanmış,kimlik bunalımını noktalandırdığı düşünülen dönemlerde ise aslen,bunalımı derinleşmiş,büsbütün kimliksiz kalmıştır....
Damıtılmış bir hayat. Oh ne rahat (!) Sorgusuz,sualsiz yaşamak! “yaşamak,bu yangın yerinde,her gün yeniden ölerek...” ölümler dilsiz kalmışken en konuşkan hallerinde,niteliksiz bir sona koştuğumuzu anlamakta,daha bir zorlanıyoruz. Damlalar yetmiyor,çoğalamıyoruz. Görevlerimiz sorguya...
Seni, sevmiştim. Sevişimin sıcağında ısınırdı ellerin, gözlerime her bakışında, bilirim,kanardı yüreğin ve ellerim, silerdi buğusunu gözlerinin....